Yazılar

Güncelleniyor. Lütfen daha sonra ziyaret ediniz.

 

RESSAM HAKKI İNAN’IN ARDINDAN

Mehmet BAŞBUĞ                                                                                   Ankara, 2006

 

4 Temmuz günü kızı Merih’in telefonda babamı kaybettik demesine hiç inanmak istemedim. Çünkü Hakkı İnan gibi hayat dolu bir insanın ölümünü ani bir telefonla duymak onu yakından tanıyan herkes gibi beni de çok üzmüştü. Son zamanlarda sağlığında bazı değişikler olmuş, bir operasyon geçirmiş ama yinede sanat aşkını ve heyecanını hiç yitirmemişti.

Ressam Hakkı İnan kendi eliyle yazdığı kısa özgeçmişinde:

“1926 Kastamonu’ da doğdum. Hava makinist okulundan mezun oldum. Ortaokul sıralarında Resim Öğretmenim Ahmet Gültekin’in teşviki ile resme başladım. Ankara’ya geldiğimde Ressam Eşref Üren ve Osman Zeki Oral ile tanıştım. Nevzat Akoral ‘dan özel resim dersleri aldım. Nihat Tandoğan ve asker ressamlarımızdan Saim Kanra atölyelerinde çalıştım. Çalışmalarımı empresyonizm ve natüralizm etkisinde kalarak sürdürmekteyim. Belgeselliğe çok önem vermekteyim.Eski mimari eser ve yapılara ayrı bir önem vermekteyim. Yurtdışında özel koleksiyonlarda, yurtiçinde Devler Resim-Heykel Müzeleri, bankalar, resmi kuruluşlar, özel koleksiyonlarda eserlerim bulunmaktadır. Gesam, Ankara Birleşmiş Ressamlar ve heykeltıraşlar Derneği, Ankara Sanatçılar Derneği, İstanbul Ressamlar Derneği üyesiyim.” der (TİKA, 2001).

Hakkı İnan sadece yaptığı resimlerle bilinmezdi. Ressamlığının yanı sıra sevecen, her konuda herkese yardımcı olmaya çalışan, kollayan, koruyan, emeği paylaşan bir kişiliğe sahipti. Onu ilk olarak yetmişli yıllarda Abdurrezzak Kurtuluş’un Ankara Ted Koleji’nin arkasındaki atölyesinde ressam, çerçeve ustası, restoratör olarak tanımıştım. Kendi çalışmalarını görmem için beni Ankara Bahçelievler’de bulunan bir binanın çatı katındaki atölyesine davet etmişti. Bu atölye Ankara’da bulunan birçok ressamın uğrak yeriydi. Özellikle hafta sonları ressamların buluşup resim yaptığı ve Hakkı Bey’in kendi eliyle hazırlayıp, fırına pişirmeye götürdüğü ıspanaklı börek ikramı onu yakından tanıyan herkesin bildiği bir olaydı. Hakkı Bey’i tanıdıktan sonra hafta sonları onun evinde Ankaralı bir grup ressamla buluşup resim yapmam, canlı modelden desen çalışmam bana da ayrı bir resim heyecanı vermişti. Hakkı İnan’ın atölye-evinde Ankara sanat ortamını yakından tanıyan bir çok ressamın eseri vardı. Eşref Üren, Saim Kanra, Nevzat Akoral, İsmail Altınok, Nihat Tandoğan, Aslan Gündaş, İhsan Türhan, Hüsnü Güler, Erkan Geniş, Ali Düzgün, Ercan Gülen, Mehmet Başbuğ, Asım Yücesoy, Kemal Çelik… Burada isimlerini yer veremediğim birçok sanatçı daha vardı. Hakkı Bey kışın Ankara’da yazın da memleketi olan Kastamonu’da çalışmalarını devam ettiriyordu. Her yaz Kastamonu’da bulunup oranın doğasını tuvallerine aktarmakla sanki özdeşleşmişti.Kastamonu’yu resimleri ile Devlet Resim Sergilerine ve diğer sergilere gönderdikleri eserleriyle tanıtmaya özen gösteriyordu. Bundan dolayıdır ki Kastamonu Valiliği’ne bağlı Rıfat Ilgaz Kültür merkezi bünyesinde yer alan Devlet Güzel Sanatlar galerisi içinde “Ressam Hakkı İnan Salonu” bulunmaktadır. Valilikçe salona “Hakkı İnan” adı verilmesi sanat çevrelerinde sevinçle karşılanmıştır. 2000 yılının 23 Nisan günü onun ismiyle anılan salonda sergi açmam hatta Vali Enis Yeter ismiyle bastırılan sergi davetiyesinde “Ressam Hakkı İnan” isminin kullanılması beni bir hayli duygulandırmıştı. Kendi özgeçmişinde de belirttiği gibi Hakkı İnan akademik sanat eğitimi almamıştı. Saygın, alçak gönüllü, eleştiriye açık bir ressam olan Hakkı İnan akademik ressamlardan özel ders alarak kendini yetiştirmiş bir ressamdır. Birçok ressamı dinler, öğütler alarak uygulamaya çalışırdı. Yine kendi özgeçmişinde belirttiği empresyonizm ve natüralizmden etkilenerek peyzaj, ölü doğa, natürmort, gibi konuların yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş mimari eserleri, arkeolojik eserleri itina ile tuvallerine yansıtması onun doğa tutkunu yanını hemen ele vermektedir. Özellikle asker ressam Saim Paşa’nın Hoca Ali Rıza ekolünden gelen bir anlayışın takipçisi olması, Hakkı İnan’da da kabul görmüş olacak ki birçok eserinde bu anlayışı yansıtmıştır. Eserlerindeki belgeselci anlayış, kaybolmaya yüz tutmuş mimari eserlerimize önem verdiğinin göstergesidir. Özellikle Anadolu Sivil Mimari’yi temsil eden geleneksel evleri, Kastamonu’yu ve Safranbolu’yu, Anadolu’nun muhtelif yerlerini gezerek, konularını özenle seçtiği bu alanın, en güzel yapıtlarını ortaya koymuştur.Dini mimari yapılardan; camiler, türbeler, kümbetler ve benzeri tarihi yapıları da Hakkı İnan’ın eserlerinde görmek mümkündür. Bu eserler Anadolu Selçuklu dini yapılarından Osmanlı ve Cumhuriyet’e kadar devam eden Türk Kültür Sanat perspektifinin geniş halkaları şeklinde düşünülebilir. Hanlar, kaleler, saraylar, resmi ve askeri yapılar Hakkı İnan’ın resimlerinde çağdaş plastiğin pentürel imkanları ile tuvale yansımış ve belgesel bir hüviyet taşıması açısından önem arz etmiştir. Çünkü Hakkı İnan’ın yirmi, otuz yıl önce özenle resmettiği bu eserlerden bazıları doğal afetlerle veya bazı etkenlerle yıkılmış, bozulmuş ve tarihi eser kimliğini kaybetmiş olabilir. Ama onun resmi bu doğal ve doğal olmayan etkenlere rağmen bugün bir belgesel niteliğinde mevcudiyetini korumuş ve o eserlerden gelecek kuşakların da haberdar olmasını sağlamıştır. Devlet olarak, millet olarak veya herhangi bir birey olarak bizimde üzerimize bazı yükümlülükler düştüğüne inanıyorum. Bugün hayatının büyük bir kısmını sanata, sanat eserine ayıran bu ender sanatçılarımızı gelecek kuşaklara tanıtmak, onların eserlerini korumak, bir arşiv oluşturmak için daha çok çaba, daha çok istek ve daha çok bilincin gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor. Bu gerekliliğin farkına vardığımız zaman, Türkiye’de sanat bugünkü durumundan çok daha ileri olacaktır. Kanaatimce, Ressam Hakkı İnan’ın Kastamonu’da yaşadığı ev onun adını taşıyan bir müze haline getirilebilir. Bunun sayısız örnekleri gerek Türkiye’de gerek yurtdışında vardır. Başta Kültür Bakanlığı, Kastamonu Valiliği, Kastamonu Belediyesi, İl Özel İdaresi ve sanatseverlerin bu konuda daha duyarlı olması gerekmektedir. Çünkü bir millet sanatçılarıyla, sanatçılar ise isimleri ve eserleriyle yaşar. Bir ülkenin sanatı ne kadar ilerdeyse gelişmişlik düzeyi de o kadar ilerdedir. Geçmişten günümüze kadar gelişmiş medeniyetlerin sanata verdiği öneme baktığımız zaman, sanatın bir medeniyetin gelişmesinde ne kadar etkili olduğunu görmekteyiz.

 Gerçek Bir Sanatçının Son Yolculuğu…

5 Temmuz 2006 günü Ankara Kocatepe Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Karşıyaka Mezarlığın’da defnedilen Hakkı İnan’ın cenazesinde çok sayıda sanatçı ve sanatsever hazır bulundu. Başta Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Sayın Yekta Güngör Özden, araştırmacı yazar Nail Tan, sanatçı dostları; Nihat Tandoğan, Erkan Geniş, Ercan Gülen, Asım Yücesoy, Ömer Lütfü Çetin, Kemal Çelik, Orhan Yıldız, Kültür Bakanlığı, Gesam, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği, Ankara Sanatçılar Derneği temsilcileri, aile fertleri ve isimlerini sayamadığımız çok sayıda yakın dostu İnan Ailesini bu acı günde yalnız bırakmadılar. Ressam Hakkı İnan’ın bu ani kaybının yüreğimizde hissettirdiği acı, Ressam Hakkı İnan’ın adının ve eserlerinin unutulmayacağı düşüncesiyle biraz hafiflemektedir. Bu dünyada Hakkı İnan gibi ressamlarımızın isimlerinin ve eserlerinin unutulmaması dileğiyle kendisine Tanrı’dan rahmet, ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum…

 

KONYA’DA GERÇEKLEŞEN MART AYI SANAT ETKİNLİKLERİ ÜZERİNE

Mehmet Başbuğ

Anadolu Manşet Gazetesi, 5 Nisan 2007, Konya.

 Geçtiğimiz Mart ayında Konya’da bir dizi sanat etkinlikleri gerçekleşti. Tiyatro, sinema, söyleşi, konferans ve çeşitli sergiler. Bugünkü yazımızda ilimizde düzenlenen Mart ayına ait sergilere değineceğiz. Resim ve heykel sergileri, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi metropol şehirlerin dışında da açılabileceği veya büyük bir izleyici kitlesi tarafından gezilebileceği artık rahatlıkla görülmektedir. Bunun en bariz örneği Konya’da, son zamanlarda birbirinden güzel ve kaliteli sergilerin açıldığı, değerli sanatçıların buralara kadar gelip hem sergi hemde söyleşilerle sanata katkı sağladıkları bir gerçektir.

Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde açılan Vallerie Çelebi “Buluşmalar” isimli sergisinde, doğadan aldığı somut değerleri pentürel endişelerle, üç boyutlu objelerde uygulamaya dönüştürmesi kendisine özgü bir yorumlama olarak algılanabilir.

Nevruz Haftası dolayısıyla Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir başka sergide Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Elemanları Sergisi idi. Türk Dünyası’nda kutlanan “yeni gün”, “baharın başlangıcı”, “yeni yılın başlangıcı” gibi anlamlarla ifade edilen Nevruz bütün Türk topluluklarında olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Elemanlarınca açılan “5. Nevruz Sergisi” bu açıdan önemlidir. Bu geleneği başlatan Ressam ve Seramik Sanatçısı Mezahir Avşar’ı tebrik etmek gerekir. Sergide yer alan sanatçıların eserleri kendi anlatım biçimleri ve anlayışlarını yansıtmaktadır. Hüseyin Öksüz ve Fevzi Günüç’ün hatları mükemmeldi. Mezahir Avşar, otoportresini seramikleri ile vermeye çalışmış. Hüseyin Elmas gelinciklerinde belirgin bir soyutlama gözlenmektedir. Lale Avşar’ın karışık teknik düzenlemesi, Orhan Cebrailoğlu’nun “Sarı Gelin” çalışması, İlham Enveroğlu’nun “Tuğ”, Harun Hilmi Polat’ın “İlkbahar”’ı, Rabia Köse’nin iç mimari düzenlemesi, Ali Atıf Polat’ın “İvme”, Anar Eyni’nin portre heykeli, Arzu Tozlu’nun “Bu da Geçer Ya Hu”’su, Birsen Limon’un “İsimsiz”, Emet Egemen Işık Aslan’ın “Çatalhöyük”, Ersan Perçem’in ebruları, Fatih Özkafa’nın sülüs levhası, Kazım Küçükköroğlu’nun “Makili Ali” kompozisyonu, M.Lütfi Hidayetoğlu’nun “Lale ve Gece Lambası”, Mutluhan Taş’ın heykel büst üzeri ebru uygulaması, Naile Salman Çevik’in “Geleceğe Yazışmalar”, Neslihan Kıyar’ın “İsimsiz” düzenlemesi, Nurcan Setyüz’ün tezhibi, Ömer Tayfur Öztürk’ün heykelleri, Yaşar Kuliyev’in “Sevgililer”’i, Zuhal Arda’nın “İsimsiz” akrilik ve suluboyaları kayda değer çalışmalardı.

Konya İdea Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir diğer sergi de Aynur Pehlivanlı’nın kişisel resim sergisidir. Kedi temasının sıkça işlendiği bu serginin sanatçısı olan Aynur Pehlivanlı Ankara kökenli bir sanatçıdır. Kayıhan Keskinok’tan sanat eğitimi dersleri alan sanatçı, Bulgaristan, Varna, Sofya’da kişisel sergilerin yanı sıra karma sergilere de katılmıştır. Çeşitli sanat etkiliklerinde bulunmuştur. Sıcak, soğuk renk kontrastı ve çizgisel konturlarla oluşturduğu, pastel ağırlıklı resimlerinde kendine özgü bir biçim arayışına doğru yönelmektedir.

Devlet Güzel Sanatlar Galerisi ve Ressam ve Eğitimci İbrahim Sarı’nın peyzaj ağırlıklı resimlerine ev sahipliği yaptı. Sanatçı resimlerinde realist ve yer yer izlenimci eğilimin ürünleri olan, baharı çağrıştıran peyzaj, natürmort ve özellikle Atatürk portreleriyle dikkat çekicidir.

Konya Vergi Dairesi Altan Tufan Sanat Galerisi’nde açılan Konya Sanatçıları Derneği Üyelerinin düzenlediği karma resim sergisi izleyicilerin büyük beğenisini kazanmıştır. Mart ayında Konya’da gerçekleşen sanat etkinliklerin bundan sonraki dönemlerde de devam etmesini diliyoruz.

 

ALAYBEY KAROĞLU RESİMLERİ

Mehmet Başbuğ, Anadolu Manşet Gazetesi, 12 Nisan 2007, Konya.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyesi olan Ressam, Doç Dr. Alaybey Karoğlu son kişisel resim sergisini 9 Nisan 2007 yılında Konya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtı. Çok sayıda sanatçı ve sanatseverin katıldığı sergi 21 Nisan 2007 tarihine kadar açık kalacaktır. Alaybey Karoğlu 1983 yılında Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra MEB bağlı okullarda öğretmenlik, Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Ağrı Eğitim Yüksek Okulu, Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevliliği yaptı. 1990 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nün kuruluşunda görevlendirilerek bölüm başkanlığını yürüttü. Yurtiçi ve dışında çok sayıda sergiye katılan sanatçı çeşitli ödüller aldı ve jüri üyeliklerinde bulundu. Alaybey Karoğlu’nun son sergisinde yer alan 27 eserinin birkaç tanesi hariç, genellikle yeni çalışmalarından oluşmaktadır. Yeni çalışmalarında doğa görünümlerine ağırlık verdiğini görmekteyiz. Bu görünümler deniz ve doğa tutkunu olan sanatçının belleğine yerleşmiş görüntülerin eserlerine yansıması olarak yorumlanabilir. Alaybey’in resimlerindeki sübjektif mesaj; onun geçmişe uzanan özleminin tuvalde renk, leke ve çizgi lirizminin objektivasyona dönüşmesi olarak yorumlanabilir. Tuval üzerine yağlıboya tekniği ile yapılan resimlerindeki deniz, sandallar, mavi ve grileşmiş yeşiller, soğuk renk imkanlarını kendi üslubu içinde yorumlamalar, zengin bir anlatım gücüne ulaşan sanatçının tinsel bir kimlik kazandırdığı konularla çeşitlenmektedir. Resimlerinin konuları devingen, atak fırça vuruşlarının alışkanlığında tuvale yansımaktadır.

Alaybey’in bu resimlerinde plastik öğeleri renk, leke ve çizgisi oluşturmaktadır. Bu öğelerin birlikteliğiyle oluşan pentürel armonik ve ritmik içinde nesnelerin doğal biçimleri yorumlanarak, bir bakıma öznelleştirilerek sunulmaktadır. Sanatçı doğaya, mavi ve yeşile olan tutkusuyla; izleyenlere her gün biraz daha yok edilerek beton yığınlarına dönüştürülen doğadan çarpıcı mesajlar vermektedir. Soyutlama geleneğinden gelen bir anlayışın bu denli görünümlere yönelme arzusu sanatçıda doğa- sanat bağlamında önemli kazanımlar getirmiştir.. Doğayı aynen değil lirik bir anlayışla vermektedir. Bunu yaparken de sanatın ana unsurlarından renk, leke, benek ve çizgiyi tuvallerinden eksik etmemektedir. Resimsel değerlerle yarattığı lekesel ve çizgisel figür kümeleri eserlerinde soyuta uzanan veya yarı soyutlama diyebileceğimiz bir pentüre dönüşür. Aynı zamanda sıcak ve soğuk renk lekelerinin tuvalde oluşturduğu düzen çizgisel hareketlerle bir armoniye ve dengeye dönüşür ki bu da resimlerindeki mizanpajı mükemmelleştirir.

EKREM KAHRAMAN SERGİSİ ÜZERİNE 

Mehmet Başbuğ, Anadolu Manşet Gazetesi, 19 Nisan 2007, Konya

80’li yıllarda gerçekleştirdiği çalışmalarında, doğup yetiştiği Çukurova’nın peyzajlarını, insanlarını, pamuk kümelerini, pamuk toplayanları, şiirsel bir dille resimlerinde anlatmaya çalışmıştır. Olabildiğince geniş gökyüzünün kümeleşen hırçın bulutlarını tuvallerinde görebiliriz. 80’li yılların ortalarından sonraki eserlerinde ise önceki yılların doğa görünümlerini saklı tutarak, soyut plastik öğelerle yorumlayarak kendine özgü bir soyut-somut birlikteliğini yaratmıştır. Zaman ve boşluk sorununu irdeleyen sanatçı, sürrealist bir yaklaşımla evrenin varoluşu ve yokoluşu arasındaki metamorfizmi analiz etmeye çalışmıştır. Kısaca söylemek gerekirse Ekrem Kahraman’ın resimlerinde yer ve gök evrensel bir doğa imgesinin değişmez elemanları olarak zengin bir süreklilik ifade etmektedir. Ekrem Kahraman, sanatçı duyarlılığıyla ülke gerçekleriyle de ilgilenmektedir. 2002 yılında gerçekleştirdiği “Ülkemi Geri İstiyorum Sergisi” ve “Açık Mektup” u ile günlerce sanat çevrelerinde tartışılmış ve herkese ülkesine karşı sorumluluklarını hatırlatmıştır.

 

VICTOR KRAUSZ ve ATATÜRK PORTRESİ 

Mehmet Başbuğ, Anadolu Manşet Gazetesi, 26 Nisan 2007, Konya.

Batı anlayışına dönük resim geleneğinin bizde yaygınlaşmasından sonra zaman zaman Avrupa’dan ressamlar ve heykeltıraşlar Osmanlı yönetimince Türkiye’ye davet edilmiştir. Davet edilen Avrupalı sanatçılar Türkiye ile ilgili görünümlerin yanı sıra padişah, saray ve üst yönetimde görev alanların portrelerini de yapmışlardır. I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda yurda dönen “Meşrutiyet Kuşağı Sanatçıları” için dönemin Erkan-ı Harbiye Reisi ve Başkomutan Vekili Enver Paşa tarafından Şişli’de bir resim atölyesi kurdurulmuştur. Bu atölyede görevlendirilen İbrahim Çallı, Namık İsmail, Sami Yetik, Avni Lifij, Hikmet Onat, Beyrutlu Ali Cemal, Ruhi Bey ve arkadaşlarınca I. Dünya Savaşı’nın karanlık günlerini ve aynı zamanda Türk kahramanlarını anlatan savaş kompozisyonları meydana getirmişlerdir. Bu atölyede yapılan büyük boyutlu savaş kompozisyonları Osmanlı ile ittifak halinde olan Avusturya ve Almanya başkentleri olan Viyana ve Berlin’de sergilenmiştir. Aynı programın kapsamında yurda davet edilen Avusturyalı ressam Wilhelm Victor Krausz’un yurdumuza gelerek, çok sayıda resim yaptığını bu resimlerinden oluşan bir sergiyi de tüm sanat dünyasına sunduğunu görmekteyiz. Krausz, başta dönemin padişahı Sultan Reşat olmak üzere birçok Türk devlet adamının portresini yapmasının yanısıra, Çanakkale muharebelerinde de bizzat bulunarak savaş kroki ve desenlerden oluşan bir dizi çalışmada bulunmuştur. Krausz’un bu yıllarda yaptığı eserleri 1916 yılında Avusturya Savaş Bakanlığı’nın yayınına konu olan “I. Dünya Savaşı’nda Türkiye” adlı eserde yayınlanmıştır. Bu eserde yer alan önemli çalışmalar şunlardır; Süleymaniye Camii, V. Sultan Gazi Mehmet, Sadrazam Prens Sait Halim, Şeyhulislâm Hayri Efendi, Dahiliye Nazırı Talat Bey, Hariciye Nazırı Halil Bey, Enver Paşa, Esad Paşa, Cevat Paşa, Cemal Paşa, İsmail Hakkı Paşa, Kazım Bey, Mustafa Kemal Bey, L.Von. Sanders, Goltz paşa, Gelibolu’da bir asker çadırında, Haliç’te Harp Gemileri, Gelibolu’da Bir Çeşme Başında Erat, Tophane’de Yangın, İzmir’den Görünüş, Anadolu’da Bir Avusturya-Macaristan Bataryası gibi… örnekler gösterilmiştir. 1916 yılı Nisan ayında güzel sanatlar okulunda Wilhelm Victor Krausz tarafından düzenlenen resim sergisi Türk sanat çevrelerince de büyük ilgi ile takip edilmiş ve sanatçının tekniğinden faydalanılmıştır.

Wilhelm Victor Krausz Kimdir?    

21 Mart 1878 tarihinde Macaristan (Neutra) da doğmuş Viyana’da yaşamış, Viyana Akademisi’nde F.Rrumpler’in öğrenciliğini yapmıştır. Paris, Julian Akademisi’nde Lefebrve ve Robert Feuri’den öğrenim görmüştür. Ayrıca Zugelschule Worth’da okumuştur. 1913 yılında Devlet Büyük Altın Madalyası ile değerlendirilen Prof. Krausz, 1930 yılında da Barselona’daki uluslararası sergide altın madalya kazanmıştır. Viyana Burgtheater Fuayesi’nde çeşitli sanatçı portrelerini de oluşturup Modern Galeri’ye yaşlı bir adam portresini kabul ettirmiş ve Mayıs 1959 başlarında da Baden/Viyana’da ölmüştür. 1916 yılında yaptığı “Kabalaklı Atatürk Portresi” önemlidir. Çünkü bu portre için, Atatürk’ün bir sanatçının fırçasından çıkan ilk portresi denilebilir. Atatürk bu yıllarda Anafartalar Grup Komutanı iken sanatçı, Atatürk’e bakarak portresini yağlıboya tekniği ile gerçekleştirmiştir. Daha sonraki yıllarda özellikle Cumhuriyet’in ilânından sonra yurda davet edilen sanatçılar arasında Alman, Avusturyalı, Macar sanatçılar daha ağırlıktaydı. Özellikle Alman Akademisi’den janr ve portre ressamı Arthur Kampf tarafından yapılan ve Çankaya Köşkü’nde bulunan ay-yıldız fonlu “Atatürk Portresi” oldukça etkileyecidir. Ayrıca ressamların dışında yabancı heykeltıraşlar da Atatürk konulu çokça eser vermiştir. Heinrich Krippl’ın Samsun “19 Mayıs Anıtı”, Ankara “Ulus ve Zafer Anıtı”, “Afyon Anıtı”, Konya “Atatürk Anıtı” önemlidir.